Örneğin "İzine düşmek" deyimi,
birini veya bir şeyi takip etmek, peşine düşmek anlamına gelir. Ama bu takip, kolay değildir; çünkü iz, gizlidir, dolaylıdır. “Anlamın izine düşmek”, sözlükte aramak
gibi bir şeydir: Her adımda yeni bir iz, yeni bir gönderme. Bu deyim, anlamın bulunabilir değil; takip edilir olduğunu
gösterir.
Bir dedektif romanı düşünelim:
Sherlock Holmes, bir suçun izine düşer. İzler—bir ayak izi, bir sigara külü,
bir kir lekesi—onu başka izlere götürür. Suçlu, asla doğrudan görünmez;
sadece izleri aracılığıyla "var" olur. Anlam da böyledir: O, doğrudan ele geçirilemez; sadece izlerinin dolaşımında takip edilebilir. Türkçe deyim, bu felsefi
gerçekliği gündelik deneyimde somutlaştırır.
Bir başka deyim "İzini kaybetmek", birinin veya
bir şeyin nerede olduğunu bilmemek, onu takip edememek anlamına gelir. Ama bu
"kayboluş", mutlak değildir. Çünkü iz, silinmez, sadece görünmez hale gelir.
Anlamın izini kaybetmek, sözlüksel zincirin kopması demektir. Ama bu
kopuş, yeni izlerin üretimine de açıktır.
Bir metni okurken "izini
kaybetmek" ne demektir? Cümlelerin bağlantısını kuramaz hale gelmek,
anlamın dolaşımından çıkmak. Ama bu durum, aslında anlamın yapısal özelliğini gösterir: Anlam, daima
izlerde dolaşır. Bu dolaşım, kesintiye uğrayabilir.
İzini kaybetmek, panik verici bir deneyimdir. Çünkü anlamın güvenli zemini yoktur. Ama aynı zamanda, bu kayboluş, yeni anlamların kapısını aralar. Çünkü izini
kaybettiğimizde, başka izlere yöneliriz. Bu, anlamın çokluluğunu
doğrular.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder